06 Ocak 2009








Ziyaretçi sayısı: 5737

  METAL – MAKİNE SEKTÖRÜ

 
SEKTÖRÜN SORUNLARI
 
1)       Metal ve Makine İmalat Sektörü, beraberinde birçok sektörü harekete geçirebilecek bir sektördür. Bu sektörleri; demir-çelik dökümcülük, kaynak tekniği, talaşlı imalat, kauçuk, plastik, boya, makine elemanları vs. olarak sayabiliriz. Makine imalatı ülkemizde, genellikle küçük sanayi sitelerinde, dar ve derme çatma yapılarda gerçekleştirilmektedir. Her ne kadar üretim otomasyon kontrollü tezgahlarla yapılıyor olsa da emek yoğun bir sektördür.
 
2)       Kapasite fazlası, içi ve dış talep yetersizliği vardır.
 
3)       İç ve dış haksız rekabet ortamı vardır.
 
4)       Kayıt dışı ekonomi en büyük sorunlardan biridir.
 
5)       Her sektörde olduğu gibi Metal ve Makine Sektörü’nde de yetişmiş eleman açığı had safhadadır. Özellikle teknik eğitim konusunda tutarsız politikalar ve sık sık değişen eğitim sistemi ara eleman açığının her geçen gün artmasına, buda işgücü kaybına ve maliyetlerin artmasına sebep olmaktadır.
 
6)       İş kazalarında, işverenin sanki kasten bu vakaya sebebiyet vermişçesine en ağır yaptırımlara maruz bırakılması, maddi ve manevi en kötü muameleyle karşı karşıya kalması, sektörün gelişmesini önleyen ciddi bir sorundur.
 
7)       Muhtelif yollardan ülkemize sokulan kalitesiz sac malzeme, imalat ve kullanım aşamasında tehlikeli ve geri dönüşü olmayan problemlere sebep olmaktadır.
 
 

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

 
1)       Sektörün rekabet gücünü artırmasını mümkün kılacak tedbirler alınırken, diğer taraftan da Dünya çapında yaygınlaşma eğilimı içerisine girmiş bulunan korumacı yaklaşımlarla aktif bir şekilde mücadele edilmesi ve karşı tedbirler alınması önem taşımaktadır.
 
2)       Sıkı mali kontrol ve faturasız mal satışına engel olunmalıdır.
 
3)       Sigortasız işçi çalıştırılması önlenmelidir.
 
4)       Sendikasız işçi çalıştırılması önlenmelidir.
 
5)       Yatırımların yönlendirilmesi için Türkiye’nin yatırım haritasının çıkarılmalıdır.
 
6)       Başta elektrik enerjisi olmak üzere, temel girdilerini rekabetçi fiyatlar ile temin edebilmeleri, ekonomik istikrarın sağlanması açısından hayatı önem taşımaktadır.
 
7)       Ülkemiz için büyük bir istihdam ve ciddi bir ihracat potansiyeline sahip olan ve son yıllarda hızlı bir gelişme gösteren Metal ve Makine Sektörü’nün Hükümet’imiz tarafından daha fazla desteklenmesi ve önündeki engellerin derhal kaldırılması sağlanmalıdır. Alınacak ivedi tedbirlerle ve uygun kredi şartları yaratılarak sektörün yurt dışındaki rekabet imkanları arttırılmalı,daha büyük ve modern sanayi bölgelerinde gelişmiş teknoloji ve makinelerden faydalanmaları için gerekli imkanlar devlet tarafından kullanılmalıdır.
 
8)       Sanayiimiz için yetişmiş ara eleman ihtiyacının karşılanmasında en büyük görev milli eğitim politikalarını belirleyen siyasilere düşmektedir. Yetişmiş ara eleman ihtiyacı çok büyük olan sanayiimize fayda sağlayacak şekilde ve en kısa sürede meslek okulları yapılandırılmalı, mezunlarının hemen iş hayatına atılabilecekleri teknik bilgi ve beceri sahibi olarak yetiştirilmeleri için devlet tarafından çalışmalar acilen başlatılmalıdır. Bu çalışmalar bir yandan devam ederken; sanayicilerimizin, yetişmiş eleman ihtiyaçlarını karşılamaları maksadı ile meslek odaları da sanayi kuruluşlarına yardımcı olmalıdır.
 
9)       İş kazaları vukuunda, hem çalışan hem de işyeri açısından mağduriyetin adil paylaşımı sağlanmalı, bu konuda bir hakemlik makamı oluşturulmalıdır.
 
10)   Yurt dışından kalitesiz malzeme ithalatına kesinlikle izin verilmemelidir.
 

 İNŞAAT SEKTÖRÜ

SORUNLARI
 
 
İnşaat Sektörü, her türlü bina inşaatı ile yol, köprü, baraj, rafineri yapından enerji ve boru hatları döşemesine kadar her türlü altyapı inşa faaliyetini kapsayan geniş bir yelpazeye sahiptir. Başta demir – çelik, çimento, cam, seramik, ve boya gibi bir dizi çok sayıda malzemeyi içeren diğer endüstriyel ürünlerin motorudur. Ekonomik canlılığın en önemli göstergesidir. Yerli sanayiye dayanması ve istihdam genişliğiyle katma değeri yüksek bir sektördür.
 
Son yıllarda yaşadığımız ekonomik krizler her sektörü olduğu gibi inşaat sektörünü de etkilemiştir. Bunların sonucu olarak işsizlik artmış, yatırımlar azalmıştır; sektör durgunluğa girmiş, sektörel büyüme yavaşlamıştır.
 
İnşaat sektöründe kayıt dışı istihdama yönelik on binlerce küçük inşaat şirketleri bulunmaktadır. Standart dışı, denetimsiz ve teknolojik gelişmelere duyarsız çalışmaların acısı 1999’da Marmara ve Düzce depremlerinde yaşandı. Dileriz bir daha yaşanmaz.
İnşaat sektörünün, inşaat malzemeleri de dahil edildiğinde ülke ekonomisindeki payı % 10’lar düzeyindedir. Emek-yoğun bir sektör olması dolayısıyla inşaat sektörü kalifiye olmayan işçileri yoğun olarak istihdam etmektedir.
 
Bu nedenle sektörün sorunlarını asgariye indirecek ve iş potansiyelini genişletecek önlemler alınmalıdır.
 
1)       İnşaat sektöründe gerek devlet ve gerekse özel kuruluşlar açısından bir strateji ve vizyon eksikliği en önemli sorun olarak öne çıkmaktadır. Önümüzdeki AB’ye giriş sürecinde, bu strateji eksikliği ve plansızlık, hali hazırda toplam nüfusun %35 – 40’ını oluşturan tarımsal nüfusun da kentlere göç etmesiyle kentsel yapılaşma problemlerini bugünkünün kat ve kat üzerine çıkacaktır.
 
2)       Müteahhitlik mesleğinin prestij kaybı. Mevcut yasalara göre Maliye, Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıt yaptıran herkes müteahhitlik yapabilmekte, başkaca hiçbir teknik yeterlilik, bilgi, eğitim ve teknik deneyim aranmamaktadır. Bu durum inşaat sektöründe tekniğine uymayan kalitesiz yapı ve haksız rekabete sebep olmaktadır.
 
3)       Harç ve vergiler inşaat sektörünün önünü tıkamaktadır. Ruhsat alınması, inşaat süresi ve inşaatın bitirilip kullanma izni alınması sırasında çeşitli sayıda ve önemli miktarda harç alınmaktadır. Harç veya vergi tahsil edilirken, değişik kurumlarca farklı kıstaslar kullanılmaktadır.
 
4)       Ruhsat alma ve inşaata başlamak için çok sayıda evrak ve imza gerekmekte, bürokrasinin çokluğu zaman ve sinerji kaybına sebep olmaktadır.
 
5)       Enflasyonun tek haneli rakamlara indiği bir ortamda bazı malzemelerde yaşanan fiyat istikrarsızlıkları maliyetlerin düşeceği yerde artmasına dönük problemlere sebep olmakta, fiyat artışları yaratmaktadır.
 
6)       Büyük projelerin ve kamu kurum ve kuruluşlarının projelerinin, siyasi yandaşlık ve oy toplama, adam kayırma düşüncesi ile serbest rekabete açılmadan ihale edilmesi, sektörü haksız rekabet ortamına sürüklemektedir.
 
7)       İnşaat sektörü kalifiye eleman sıkıntısı çekmekte olup, meslek liseleri sektörün ihtiyaç duyduğu ara elemanları yetiştirmekten uzaktır.
 
8)       Mevcut yapı stokları ve yarım kalan inşaatlar (kooperatif, özel inşaat gibi) sektörün önünü kesen bir durum arz etmektedir.
 
9)       Vasıfsız işçi istihdam eden en önemli sektör olan inşaat sektöründeki durgunluk muazzam bir vasıfsız işsizler ordusuna dönüşmüştür. (Sosyal tehlike gözden uzak tutulmalıdır !)
 
10)   İnşaatlardan alınan “ atık su bedeli ” uygulaması anlaşılır bir uygulama değildir. Bilindiği gibi betonun su ile bakımı MUKAVEMET açısından büyük önem taşımaktadır. Deprem kuşağı üzerinde olan kentimizde aşırı su fiyatları bile bile istenmeyen uygulamalara çanak tutmaktadır.
 
11)   506 sayılı yasa gereği asgari işçilik uygulamasında devamlı işçi çalıştıran entegre inşaat şirketlerinin, geçici ve mevsimlik işçi çalıştırmalarına yönelik uygulamadan kaynaklanan sorunları, sektörde olumsuz bazı sıkıntılara sebep olmaktadır. Sonuçta bu sıkıntılar haksız rekabet ortamını hazırlamaktadır. SSK pirim oranlarının yüksekliği sektörü olumsuz etkilemektedir.
 
12)   Sağlık hizmetlerinin birleştirilmesi sonucu ortaya çıkan uygulama eksiklerinin oluşturduğu hukuksal sorunlar sektörü zora sokmaktadır.
 
13)   Devlet ihalelerinin yerelden yapılmaması ve yeterli fizibilite çalışmaları yapılmadan ve finansmanı ayrılmadan yapılan yatırımlar sektöre zarar vermektedir.
 
14)   Ürün denetiminin AB standartlarına göre yapılmaması ve tüm inşaatların başlangıcından sonuna kadar AB standartlarına uygun denetlenmemesi, AB’ye uyum sürecinde haksız rekabet ve kalitesiz yapılanmaya sebebiyet vermektedir.
 
 
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ  :
 
1)       Bilindiği gibi Türkiye’nin AB Uyum Süreci işlemektedir. İnşaat Sektörünün bu süreçten nasıl etkileneceği bu etkileşimin mevcut kötü şartları daha da arttırabileceği gözönüne alınırsa; uyum konusunun uzmanlarca ve sektör bileşenleri ile birlikte araştırılması, önlemlerin derhal alınması gerekmektedir.
 
2)       Müteahhitlik mesleğinin tanımı yapılmalıdır. Her önüne gelenin bu mesleğe soyunmasını önlemek devletin en önemli görevidir. Bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlar, meslek odaları ve STÖ’nün görüşleri alınarak bir düzenleme yapılmalı, İnşaat Sektörünün örgütlenme yapısı gözden geçirilmeli ayrıca belirli bir sermaye garantisi sınırı getirilmelidir.
 
3)       İnşaat Sektörünün önünü tıkayan “harç ve vergiler” düzenlenerek asgari düzeye indirilmeli, harç veya vergi tahsil edilirken değişik kurumlarca farklı kıstaslar uygulamasına son verilmelidir. (Örneğin:Yapı Birim Maliyeti, Belediyelerde ayrı, Maliye Bakanlığı’nda ayrı değerlerle hesaplanmamalıdır.)
 
4)       Bürokrasiyi azaltmak amaç olmalıdır. Yapı Denetim ve İmar Kanunu gibi yasa ve yönetmelikler, bürokrasiyi azaltıcı ve etkin denetimi sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.
 
5)       İnşaat malzemelerinde yaşanan fiyat istikrarsızlığının nedenlerinin araştırılıp sektör çalışanlarına bilgi verilmesi, ileriye yönelik planları için fayda sağlayacaktır. Böylece inşaat maliyetlerini düşürecek önlemler alınabilir.
 
6)       Kamu kurum ve kuruluşları ile, yatırım yapan diğer tüm kuruluşlar projelerini sektörde çalışanlar kanalı ile hayata geçirmeli, önemli projelerde ulusal yarışma açarak eşit ve serbest rekabetin önü açılmalıdır.
 
7)       İnşaat sektörünü kalifiye eleman sıkıntısından kurtarmak için; Milli Eğitim Bakanlığı, Ticaret ve Sanayi Odaları, Meslek Odaları, Üniversiteler, Sektör Temsilcileri ortak çalışarak çözüm yolları bulmalıdır.
 
8)       İnşaat sektörünün önünü açmak ve yarı mamul yapılarında bir an evvel kullanıma alınabilmesi için cazip kredi imkanları ve deprem güvenliği sağlanarak bu yapılar ekonomiye kazandırılmalı, yeni yapılacak yapılar içinde, şehircilik ilkeleri gözönünde bulundurularak ve yine cazip kredi imkanları ile sektörel canlılık yaratılmalıdır
 
9)       Vasıfsız işsizler ordusunu, inşaat ve teknik elemanlar ile yurtdışında da değerlendirerek, azaltmak önemli çalışmaların başında gelmelidir.
 
10)   İnşaatlarda kullanılan su ve elektrik fiyatlarının zamlı olarak alınması uygulamasına son verilmelidir.(Betonarme inşaatlarda, mukavemet açısından su kullanımını özendirici düzenlemeler yapılmalıdır.)
 
11)   İnşaat sektörüne KOBİ desteği sağlanmalıdır !
 
12)   SSK prim oranları düşürülmeli, devlet katkısı sağlanmalıdır.
 
13)   5237 Sayılı Türk Ceza Yasası’nın 184. maddesi yeniden gözden geçirilmeli,
özenle incelenmelidir.
 
 
 
GIDA SEKTÖRÜ
SORUNLARI
 
 
Türkiye’de önde gelen sektörlerin arasında yer alan gıdanın sorunlarının çözülmesi, hijyen, verimlilik ve kalite konularında bir an evvel adımlar atılması, iç piyasa ve halk sağlığı açısından önem taşıdığı gibi bu konudaki ihracatın da önünü açacaktır.
 
Bugün ülkemizde 30 Bin civarında gıda sicil belgesi almış sanayi kuruluşu bulunmaktadır. Buna merdiven altı tabir edilen işletmeleri ve lokanta, fırın v.b üretim haneleri de eklersek 100 Bin gibi bir rakama ulaşılır. Bu bile sektörün büyüklüğü konusunda bize bir fikir vermektedir.
 
1)       Gıda Sektörü genel anlamda kurumsallaşmamış hatta firmalaşmamış işletmelerden meydana gelmektedir. Bunların çoğu sağlık, hijyen ve kalite ilkelerine uymadan çalışmakta ve bunun sonucu olarak çıkan ürünler halk sağlığını tehlikeye atmaktadır.
 
2)       Asgari iş gücü ile çalışan bu işletmelerde istihdam edilen personelin çoğunluğu aile içinden veya yakın akrabadan olmakta, gerek SSK, gerek vergi yükümlülükleri ya hiç yerine getirilmemekte veya asgari düzeyde tutulmakta, bu ise ülkeyi maddi zarara uğrattığı gibi, kurumsallaşmış ve modern üreticilere karşı da haksız rekabete yol açmaktadır.
 
3)       Bu tip işletmeler verimlilik, kalite güvence, ambalaj ve pazar araştırması gibi konularda gereken titizliği göstermemekte ve bu görüntü sektörün tamamına yansımaktadır. Bunun sonucunda gerek iç, gerek dış pazarlarda bu sektöre karşı bir güven eksikliği oluşmaktadır.
 
4)       Markalaşma sağlanamamakta bu da özellikle ihracatın önünü tıkamaktadır. Devletin marka desteği yok denecek kadar düşüktür.
 
5)       Gıda teknolojisi konusunda eğitim görmüş personelin bu işletmelerde bulunmamasından, ilerleme sağlamaları da mümkün olamamaktadır.
 
6)       Sermaye ve finansman yetersizliği nedeniyle işletmenin büyütülmesi, ürün çeşitliliğine gidilmesi ve gelişmiş teknolojilerden yararlanılması mümkün olamamaktadır.
 
7)       Tarım ve hayvancılığa dayalı üretim yapan işletmelerin tedarikçileri olan köylü veya küçük çiftçinin eğitim yetersizliği, ilkel koşullarda çalışması ve kayıt dışı ekonominin sektöre hakim olması, bu tür işletmelerden çıkan hammadde kalitesinin AB standartları altında kalması bu sektörün ihracat yolunu kapamaktadır.
 
8)       Yine bu nedenle örneğin toplam süt üretimimizin %15 kadarı kayıt altındadır. Bu AB’ye tam üye olunduğunda çok ciddi bir soruna dönüşecek, nüfusa oranlandığında miktar yetersiz kalacak ve süt ithalatı zorunluluğu ile karşılaşılacaktır.
 
9)       Modern teknoloji tarım ve hayvancılığa girmemektedir.
 
10)   Ulusal düzeyde sürdürülebilir bir tarım hayvancılık politikası olmaması ve tarıma dayalı bir coğrafi planımızın bulunmayışı, ürün alınan bölgelerle tarıma dayalı sanayi birbirinden uzak bölgelere konuşlandırılmış bulunmaktadır.
 
11)   Özellikle ekilecek ürünle ilgili bir kapasite-talep çalışması ve bir planlama yapılmaması sonucu her yıl çeşitli ürünlerde ya arz fazlasından doğan ziyan veya arz yetersizliğinden doğan yüksek fiyat oluşmaktadır.
 
12)   Özellikle yemek üreten firmalarda alımda %1, satışta %18 KDV uygulaması sonucu kayıt dışı çalışma teşvik edilmektedir. Kayıt dışı çalışmayan firmalar ise ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullara bağlı olarak KDV tahsilatlarını 60-90 günde yapabildiklerinden KDV ödemeleri konusunda sıkıntı çekmektedirler. Kayıt dışı çalışan işletmelerde ise bu fark ülke açısından direkt kayıptır.
 
13)   Sektördeki firmalar örgütlenme konusunda yetersiz olup, aralarında belli bir koordinasyon da bulunmamaktadır.
 
14)   Bu nedenle sektörün sorunlarının ortaya konup çözüm önerilerinin geliştirilebileceği bir platform oluşamamaktadır.
 
15)   Bu durum sektörel sorunların merkezi idareye taşınması imkanını da ortadan kaldırmakta, yasal uygulamalar bazında da sektör-hükümet iletişimsizliği oluşmaktadır.
 
16)   AB ülkelerinde “ Ortak Piyasa Politikası” ve “Telafi Edici Parasal Tutarlar” sistemi ile bölgeler arası tarımsal ürün fiyatları arasındaki farklılık giderilmekte ve rekabet yalnız kalite yönünden söz konusu olmaktadır.Bu nedenle Türkiye’nin AB’ye tam üye olması halinde tarımsal ürün fiyatlarının AB fiyatlarından düşük olmasından kaynaklanan rekabet gücü ortadan kalkmış olacaktır.
 
 
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
 
1)       Gıda sektöründe bulunan yapısal bozukluklar programlı ve düzenli bir biçimde giderilmelidir.
 
2)       Kayıt dışı ekonominin kesinlikle önüne geçilmelidir.
 
3)       Tarım ve gıda ile uğraşan kişiler bu amaç doğrultusunda eğitilmelidir.
 
4)       Özellikle tarım ve hayvancılıkta modern teknolojiye yer verilmelidir.
 
5)       Modern pazarlama sistem ve olanakları geliştirilerek sektörde uygulanmalıdır. Zincir mağazalar yasalarla AB müktesebatına uyumlu hale getirilmelidir.
 
6)       Üretimde süratle standartlaşmaya gidilmelidir.
 
7)       Uygulanabilir ve sürdürülebilir tarım politikaları oluşturularak, kapasite-talep belirlenmeli ve bu doğrultuda planlama yapılarak köylü ve çiftçi yönlendirilmeli, uygulanacak sübvansiyonlara bu doğrultuda karar verilmelidir.
 
8)       Hayvancılığın küçük ölçeklerde verimsiz köy hayvancılığından “Ekonomik Hayvancılık İşletmesi”biçimine dönüştürülmelidir.
 
9)       AB sektörü karşısında rekabet gücümüz çok düşüktür. Bunun için hayvancılığa yönelik yene kaynak yaratarak, besiciliğe destek verilmeli, kayıt içi ürünlerin sanayicisinin gerekli kalite ve miktarda materyal bulundurmaları sağlanmalıdır.
 
10)   Hayvan ıslahına daha çok önem verilerek üstün genetik verimli hayvan popülasyonu arttırılmalı, ekonomik getirisi yüksek ürünler üretimine imkan veren ekonomik boyutlu işletmelerin kurulması sağlanmalıdır.
 
11)   Üreticiler hayvancılıkta daha etkin ve yoğun bir şekilde eğitilmeli ve örgütlenmeleri sağlanmalıdır. Bu konuda Borsalar teşkil edilmelidir
 
12)   Sektör, bünyesindeki büyük firmaların önderliğinde, yüksek bir katılımla örgütlenmeli, sorunlarını belirleyip, çözümlerini üreterek merkezi idareye sesini duyurmalıdır.
 
13)   Gıda güvenliği ile ilgili mevzuatlar da ivedilikle gözden geçirilerek AB müktesebatına uygun hale getirilmeli ve bu çalışmalar sırasında ülkemize özgü ürünlerin özellikleri belirlenerek birlik kodeksine dahil ettirilmelidir.
 

TEKSTİL SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI

 
Bilindiği gibi, Türk tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörü, güç olarak, dünyada ön sıralarda yer almaktadır. Emek yoğun çalışan tekstilciler, hazır giyim ve konfeksiyoncular, Türkiye’nin istihdam sorununun çözümüne ciddi anlamda katkı koymaktadırlar.
 
1)       Tekstil sektöründe vizyon ve strateji eksikliği vardır. Bu nedenle, sektördeki bir çok işletme gelecekte çalışmalarını hangi yöne çevireceği konusunda kararsızdır. Bu durum, tekstil sektörünü gelecekte sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Strateji belirleme konusunda işletmelere devletin, ticaret sanayi odalarının, üniversitelerin, ihracatçı birliklerinin ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının yardımı ve katkısı gereklidir.Doğru vizyon ve stratejiler geliştirilerek, sektöre yön verilmeli, sektörün kullanacağı teknolojiler ve bu teknolojilerin kullanım yerleri belirlenmelidir.
 
2)       Çin tekstilinin aşırı,acımasız ve haksız rekabeti çok önemli bir sorundur. Özellikle temel ve standart tekstil ürünlerinde Çin firmaları ile rekabet etmek mümkün değildir. Gerekli önlemler alınmaz ise, bir çok işletme kapanacaktır.
 
3)       Yurt dışındaki rakiplere göre, enerji, doğal gaz, işçilik, vergi, sigorta gibi temel girdiler ülkemizde oldukça yüksektir.
 
4)       Diğer ihracatçılar gibi tekstilciler de kur riski ile karşı karşıyadır. Son üç yıldır,kurlardaki düşüş tekstil ihracatçılarının rekabet şansını azaltmıştır. Buna karşın, asgari ücret son üç yılda % 117 artmıştır.
 
5)       Yabancı yatırımlar yok denecek kadar az olup, ciddi anlamda özendirici şartlara ihtiyaç vardır.
 
6)       Üretimde verimlilik düşük olup, yüksek teknikteki makine ve techizat eksikliği gözlenmektedir.
 
7)       Sanayici ve işadamları ile Hükümet arasında sağlıklı ve düzenli bir bilgi akışı yoktur. Bu nedenle,gerekli önlemler zamanında alınamamaktadır. Maalesef ülkemizde sağlıklı bir sanayi envanteri bulunmamaktadır.
 
8)       Tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün en önemli sorunlarından birisi de kayıt dışılıktır Kayıt dışı çalışan tekstil işletmeleri, rekabet ortamının bozulmasına, makine parkının bilinmemesine, istihdam bilgilerinin yetersizliğine neden olmaktadır. Yetersiz bilgiler, geleceğe ilişkin doğru tahminler yapılmasına imkan vermemektedir.
 
9)       Ülkemizde işsizlik çok ciddi boyutlarda olmasına karşın, tekstil sektöründe nitelikli eleman yetersizliği söz konusudur. Bu sektörde de üniversite sanayi işbirliği gerçekleştirilememektedir.
 
10)   Sektörün sorunu, tasarım yapamamak, marka olamamak ve moda yaratamamaktır.
 
11)   Tekstil şirketleri bir araya gelip sorunlarını ilgililere iletmemekte ve birlikte hareket edememektedirler. Bilindiği gibi, ortaya konulamayan veya birlikte dile getirilemeyen sorunlar,ilgili kurumlar tarafından dikkate alınmamaktadır.
 
12)   Sektördeki firmalar arasında dayanışma yoktur, aynı müşterileri karşısında anlamsız bir rekabet söz konusudur.
 
13)   Tekstil firmaları çalışanlarına gereken yatırımı yapmamaktadır.
 
14)   Tekstilde Ar-Ge yatırımları yeterince yapılmamakta, yapılan Ar-Ge yatırımları için yeterli kaynak ve destek verilmemektedir.
 
15)   5084 Sayılı yasayla getirilen 49 ile verilen teşvik ülkede teşvikli yatırım anlayışına anlayışını iyice arapsaçına çevirmiştir, bu durum haksız rekabete ve yine ülke kaynaklarının heba edilmesine yol açacaktır.
 
 

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

 
1)       Öncelikle, sağlıklı bir sektör envanteri çıkarılmalı ve sorunlar masaya yatırılmalıdır.
 
2)       Hızlı bir şekilde işletmelerin yurt dışı ağlarını kurması gerekmektedir.
 
3)       Ürün bazında koruma tedbirlerinin alınması zorunludur.
 
4)       Kesim ve montaj faaliyetlerinde uzmanlaşmış üretim işletmeleri tesis edilmeli ve özendirilmelidir.
 
5)       Sektör içi tasarımcı yetiştirilmeli ve bu süreç içinde yabancı tasarımcılarla ortak çalışma zemini kurulmalıdır.
 
6)       Sektör üretim merkezlerinden maliyet açısından dezavantaj taşıyanları İstanbul dışına çıkarılarak, yan sanayi gruplarını da bir araya toplayacak ve bunlara ortak avantajlar sağlayacak yörelere konuşlandırmalıdır.
 
7)       Ürünlerin ithalatı aşamasında bürokrasiye neden olmayacak bir kalite kontrol sisteminin kurulması gerekmektedir.
 
8)       Tekstil, hazır giyim ve konfeksiyon sektörü için kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirlenmeli, vizyon oluşturulmalı ve dünyadaki gelişmelere göre,izlenecek stratejiler tespit edilmeli; hedef ve stratejiler tüm işletme sahip ve yöneticilerine anlatılmalıdır.
 
9)       Tekstil şirketleri bir araya gelerek sorunlarına ortak çözümler arayabilmeli, sektörel kümeler oluşturulmalı; Ar-Ge, eğitim ve benzeri yatırımları birlikte yapabilmelidir.
 
10)   Tekstil sektörünün kayıt altına alınması için, vergi oranları düşürülmeli,denetimler yoğunlaştırılmalı,tüm harcamalar gider olarak yazılabilmelidir. Kapsamlı bir vergi reformu yapılmalıdır.
 
11)   SSK primler, stopaj vergileri gibi işçilik maliyetleri üzerindeki yükler azaltılmalıdır.
 
12)   Fiyatı, devlet tarafından belirlenen sanayide kullanılan enerji giderleri dünya fiyatları seviyesine çekilmelidir.
 
13)   Üniversite sanayi işbirliği yapılmalıdır.
 
14)   Türk lirasının değerlenmesine karşı; ihracat yapan firmalara ülkeye döviz girişi yaptıklarında en az enflasyonun altında kalmamak suretiyle kur verilmelidir.
 
 
Otomotiv sektörünün ülkemiz ve Kayseri ekonomisi için önemi gittikçe artmaktadır
 
 
5. Türk Lirasının aşırı değerlenmesi %70’i ihracat için çalışan sektörün rekabet gücünü yok etmektedir.
6. Araç ve ürün tasarımı, otomotiv elektroniği, otomasyon, kalıpçılık alanlarında çok sayıda nitelikli elemana ihtiyaç duyulmaktadır.
7. Otomotiv Sektörünün sorunları, Devletin yetkili kurumları tarafından çok iyi dinlenmelidir. Bürokrasi sektörün gelişmesine engel olmamalıdır. 5, 10, 25 yıl sonrasını düşünmeliyiz. Otomotiv sektörü için ulusal bir strateji oluşturulmalıdır. Çin, Hindistan ve İran’da bizden çok daha fazla araç üretilmektedir. Türkiye’de kurulan sanayi ve yetişmiş iş gücü çok daha fazlasını yapabilir. Katma değeri yüksek, kayıtlı ekonomi içinde yer alan, ileri teknoloji ve kalifiye eleman kullanan otomotiv sektörüne özel önem verilmelidir.
8Malzeme, işçilik, enerji, vergi, ölçek, yetişmiş insan kaynağı, paranın maliyeti, hizmetlerin maliyeti, yaptırımlar, dolaylı devlet destekleri veya engelleri, çalışma kolaylıkları veya güçlükleri, bunların hepsini tek tek incelediğimizde sanayi sektöründe olumsuz bir gelişme görülmektedir.
9. Yerli üretilen araçların, yurtiçi satışları yeterli olmazsa, yeni yatırımların gelmesi zorlaşır. Yerli pazarın dengesi vergi
düzenlemeleri ile bozulmamalıdır. Otomobil üzerindeki yüksek vergiler (KDV, ÖTV) hem ana hem de yan sanayicileri güç durumda bırakmaktadır.
10. Ana sanayi ihracat ithalat dengesini kurabilmesi için yerli yan sanayiden alım yapmaya özen ve çaba göstermelidir. Küreselleşme ne kadar yaygın olsa da, firmalar kendi ülke sanayicileri ile çalışmayı tercih etmektedir.
 
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:
1. Otomotiv ana ve yan sanayi şirketleri bir araya gelerek sorunlarına ortak çözümler arayabilmeli,haksız rekabeti önleyebilmeli, Ar-Ge, tasarım, eğitim ve benzeri yatırımları birlikte yapabilmelidir.
2. Üniversite sanayi işbirliğiDevlet tasarım konusunda ileri seviyedeki
ülkelerden gelecek tasarımcıların giderlerini karşılamalıdır.
 
3. Otomotiv sektörü için kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirlenmeli ve dünyadaki gelişmelere göre, izlenecek stratejiler tespit edilmeli, hedef ve stratejiler tüm işletme sahip ve yöneticilerine anlatılmalıdır. Devlet teşvikleri izlenecek stratejilere göre belirlenmelidir.
4. Teşvik yasası otomotiv tasarımına, otomotiv elektroniğine ve
otomasyonuna yönelik olarak tekrar gözden geçirilmelidir.
Yatırım maliyetlerini düşürmek için, yatırım indiriminde yeni düzenlemelerin yapılması ve büyük ihracat projelerinde ana ve yan sanayiinin birlikte ve proje bazında teşvik edilmesi gerekmektedir.
5. Fiyatı, devlet tarafından belirlenen enerji, SSK primleri gibi temel girdi fiyatları, dünya fiyatları seviyesine çekilmelidir.
 
 
 
MOBİLYA SEKTÖRÜ
 
GENEL BİLGİLER VE SORUNLARI
 
Türkiye'de mobilya sektörü, özellikle pazarın yoğunlaştığı belirli bölgeler civarında toplanmaktadır. Bu bölgeler ağırlıklı olarak Ankara-Siteler, İstanbul, İzmir, Bursa-İnegöl, Bolu-Düzce, Eskişehir, Kayseri, Sakarya, Zonguldak, Trabzon, Balıkesir, Antalya, Burdur ve Adana olarak sıralanabilir.
 
Mobilya sektörü, hammadde üreten şirketler ve nihai mamul üreticileri olarak iki grupta incelenebilir. İlk grup olan yonga levha, kereste, kaplama vs. mobilya hammaddesi üreten firmalar belli büyüklüğe erişmiş ve kurumsallaşmış sanayi kurumlarıdır. İkinci grup ise çok amaçlı makine parkı ve insan gücüne bağımlı olarak mobilya üretiminin büyük bir kısmını başaran küçük atölyelerdir. Sektörde, sanayi kuruluşu haline gelmiş yeterli teknoloji ve sermaye sahibi çok az sayıdaki büyük ölçekli kuruluşlar bir yana bırakılırsa, mobilya sektöründeki üreticiler, en öncelikli ihtiyaçlarını örgütlenme olarak görmektedirler. Sektör envanterini hazırlayacak, üretimde ihtisaslaşmayı programlayacak ve sertifikasyon gibi merkezi kurmay hizmetleri plânlayarak sunacak bir örgüt arzusudur.
 
Mobilya sektörünün hitap ettiği iç pazar yüksek ve gelişen bir talebe sahiptir. Konut sektöründeki kavramsal değişmeler sonucu küçülen mekânların daha esnek ve fonksiyonel kullanım ihtiyacı, mobilyaya olan talebi sürekli canlı tutmaktadır..
 
Mobilyanın tüm fiziksel özelliklerinden öte, renk, biçim, desen, ambalaj farklılığı gibi tasarım unsurlarıyla da yeni talep yaratılır. Ayrıca, bir mobilyayı diğeriyle karşılaştıran tüketici, ürünün sadece fiziksel unsurlarını değil, üretici tarafından sağlanan montaj, tamir, bakım, yedek parça, satış sonrası hizmet, ödeme kolaylıkları gibi ek ve psikoloji k fayda sağlayan unsurlarını da göz önüne alır. Tüketicinin giderek bilinçlenmesi, beğenilerinin ve beklentilerinin hızla gelişmesi, mobilya çizgisinin değişimini kaçınılmaz kılacaktır. Tüketici bilinci arttıkça üretilen üründe aranan özellikler de buna paralel olarak artmaktadır. Bu kriterlerin bilinmesi ve bu kriterler doğrultusunda üretim yapılması üretici sorumluluğundadır.
 
Sektörde standartların tespiti ve geliştirilmesi kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Üretim çeşitleri, üretim fonksiyonları ve ürün bazında uzmanlaşmayı teşvik edici düzenleme ve işbirliklerinin gerçekleştirilmesi halinde, sektör daha verimli, daha kârlı ve daha rekabetçi bir yapıya kavuşabilecektir.
 
Mobilya sektörünun diğer önemli problemleri, hammadde yetersizliği, hammaddelerde standartların olmaması, yaratıcı ve üretken elemanların eksikliği ve yetersizliği, gerekli alet ve makinelerin üretim içerisinde gerektiği gibi kullanılamamasıdır. Mobilya sektöründe bir başka sorun, hammaddelere zorunlu standart getirilmemesi nedeniyle kaliteli hammadde kullanarak üretim yapan, teknolojiyi sürekli izleyen firmaların haksız rekabetle karşı karşıya kalmasıdır. Ayrıca, Avrupa ülkelerinde yasaklanan ve kanserojen olduğu tespit edilen kimyasal hammaddeler, üretici ve ihracatçılar açısından ciddi bir dezavantaj oluşturmaktadır.
 
 
Standartlara uygun üretimin olmayışı, yeni tasarım yapılamaması, yüksek fiyatlar ve kalite problemleri satışların düşük olmasına ve talep yetersizliğine yol açmaktadır. Mobilya üretiminin temel girdisi olan kereste fiyatlarının artması, satışların gerilemesi, stokların birikmesi nedeniyle üretici firmalardan bir kısmı kapasitelerini düşük tutmakta, bir kısmı da bazı tüketicilerin ucuzluğu tercih etmesi nedeniyle ürün kalitesine önem vermemektedir.
 
Sektörün tasarım, pazarlama, eğitim, makine parkı, yan sanayii açısından sorunları vardır. Rekabet şansımızı artırmak için öncelikle AB standartlarının yakalanması gereklidir, mobilya üretimi konusunda standartlar yeterli değildir. Standartlaşmanın sağlanamaması, sektörün dış rekabet gücünü de yitirmesine neden olacaktır. Standartlaşmanın bir an önce sağlanması, hem mobilya sanayi, hem de yan sanayi için önemlidir.
 
Son yıllarda stoklu üretim sektörde geçerli olmamakta, alıcının ödeme gücünün gittikçe daralması, uzun vadeli, taksitli, kredili satışları gündeme getirmektedir. Üretimde taklitçilik ön plândadır. İç piyasada yoğun bir rekabet vardır. Kalitesiz, dampingli olan ithal mobilyaların iç pazara akışı sektörü daha da olumsuz etkilemektedir. Üretimde uzlaşmaya giderek mevcut tesislerin modernize edilmesi ve üretimde standartlaşmayla birlikte kalitenin yükseltilmesi ve ihracata yönelik teşvik uygulaması sektör açısından son derece yararlı olacaktır.
 
Sektörün en önemli sıkıntılarından biri, hammadde ile ara madde fiyat ve kalitesindeki istikrarsızlıktır. Hammadde fiyatlarındaki anormal artışlar, üretici firmaları zaman zaman ciddi ekonomik darboğazla yüz yüze bırakmakta, gelen zamlar ürünlerde karşılığını hemen bulmadığı için, bu bedeli üretici üstlenmek zorunda kalmaktadır.
 
Devletin yanlış orman kesim ve ihale politikaları da üreticiyi olumsuz etkilemekte, Orman Genel Müdürlüğünün tomruk üretim ve satışlarında uyguladığı ihale sistemi, aracıların haksız kazanç sağlamasına neden olmaktadır. Mobilya üreticilerinin girdikleri ihalelerde fiyatlar yapay olarak artmakta, dünya pazarlarının üzerine çıkan ürün fiyatı nedeniyle diş pazarlarda rekabet şansı azalmaktadır.
 
Bu sektörde eğitim ve sanayi kuruluşları arasındaki işbirliği yeterince gelişmemiştir. Üreticilerin sınırlı imkânlarıyla ve üretime öncelik verilmesi nedeniyle teknolojik gelişmeler yeterince takip edilememekte, eleman yetiştirilmesi ve geliştirilmesi konusu, üretim yanında tali bir iş olarak görülmekte, bu konuya gerekli önem verilmemekte, ihmal edilmektedir.
 
Mobilya sektörünün İtalya, Almanya, Fransa, A.B.D. gibi önde gelen ülkelerinden tasarım hizmetinin satın alınması ya da kiralanması (know-how), Türk mobilya sektörüne yeni bir boyut getirebilir. Nitekim, dünya mobilya üretim, dizayn ve ticaretinde lider konumunda olan İtalya, Türk mobilyaları üzerinde araştırma yaparak ürünlerini kaliteli bulduğu firmalarla, dizaynı kendileri tarafından verilmek suretiyle işbirliği yapmak için çeşitli girişimlerde bulunmaktadır.
 
Mobilya sektöründe, kapasite kullanım oranlarına bakıldığında önemli bir hareketlilik görülmemektedir.
 
Kapasite kullanımının artırılamamasındaki en önemli etkenler iç pazardaki talep daralması ile finansman ve hammadde yetersizlikleridir. Sektörün büyük ölçüde iç piyasaya dönük yapılanması, iç talep yetersizlikleri karşısında kapasite kullanımını olumsuz etkilemektedir. Sektörün dış pazarlara açılabilmesini sağlayacak dönüşümler gerçekleştirilirse, kapasite kullanım oranları da büyük ölçüde yükselecektir.
 
Mobilya sektörü sadece mobilya üreticilerini kapsamamaktadır. Sunta, MDF, kaplama vs. gibi hammadde üreticileri, makina üreticileri, mimarlar, dekoratörler, metal, plastik, ahşap aksesuar üreticileri, yapıştırıcı, tutkal, boya, polyester, cila, sünger vs. gibi kimyasalların imalatçıları, döşemelik deri ve tekstil üreticileri gibi sayısız işkolu da sektörümüze destek vermektedir.
 
Sektörde faaliyet gösteren işletmelerin büyük çoğunluğu ürünlerini tanıtımında sıkıntılar çekmekte, yalnız tanıdıkları ve eski müşterileri çevresinden gelen taleplerle yetinmek zorunda kalmaktadırlar. Bunun yanı sıra işadamları, sektörle ilgili teknolojik gelişmeler, yeni hammaddeler, yurtdışındaki gelişmeler, rakiplerin durumu gibi konularda bilgisizdirler. Bunun sonucunda sektörün sağlıksız yapılanması ve sürekli zor günler geçirmesi kaçınılmaz olmaktadır.
 
Özellikle sektöre yönelik ayrıntılı bir envanter çalışmasının ve yapısal analizin yapılamaması, istatistiksel bir güvenle rekabet koşullarını değerlendirme olanağını ortadan kaldırmakta ve yapılan değerlendirmeler, genelde, yöneticilerin görüşüne ya da bazı sınırlı düzeydeki bulgulara dayanmaktadır. Tüm bunlar işletmeleri haklı olarak bir tedirginliğin içerisine sokmaktadır.
 
Türkiye orman ürünleri sanayiinin alt sektörleri arasında en büyük payı oluşturan ve önemli girdilerini bu sanayiden sağlayan mobilya işletmeleri son yıllarda büyük bir atılım içerisindedir. Ancak, sektörün, küçük ve orta ölçekli işletmelerin çoğunlukta olduğu bu yapıdan kurtulabilmesi için çok daha hızlı büyümesi gerekmektedir.
 
 

ÖNERİLER

 
·         Yaşam kalitesi arttıkça, daha kaliteli mal ve hizmetlere talep artmakta, insanlar para ödedikleri ürün ya da hizmetten beklenen karşılığın alınacağından emin olmak istemektedirler. İnsanların yaşam kalitesini en iyi yansıtan göstergelerden biri, gerek günlük, gerek çalışma yaşamında kullanılan mobilyalardır. İşletmeler için temel rekabet faktörleri arasında “kalite”, “fiyat” ve “zamanında teslim” kavramları çok önemlidir. Bu yüzden, varlığını devam ettirmek isteyen tüm işletmeler gibi mobilya üreticileri de kalitelerini sürekli geliştirmeli, müşteri güvenini kazanmalı, verimlilik artışı, iyi kuruluş imajı yaratma gibi çalışmalar yapmalıdırlar.
·         En büyük müşteri sınıfını oluşturan orta gelirli kesimin alım gücü rahatlatılmalı, bu müşterilerin talep ettiği ürün tiplerinin üretimine ağırlık verilmelidir.
·         Günümüzde sosyal konutlar olarak tanımlanan dar hacimli konut tipleri, konut açığını önemli ölçüde rahatlatmaktadır. Burada ortaya çıkan sorun, bu konutlara uygun tasarlanmış çok amaçlı mobilyaların imal edilmesidir. Tasarımcıların ergonomik uygunluk içersinde en ideal ölçüleri belirleyip buna göre tasarım gerçekleştirmeleri, eşyanın mekan içerisinde uygun kullanımı açısından son derece önemlidir.
·         Her işletme bünyesinde kurulacak araştırma-geliştirme birimi ile mobilyada modülerlik uygulamasına geçilmeli, müşteri istekleri ve müşteri zevkleri doğrultusunda ürün tipleri geliştirilmelidir.
·         Üretim tipleri geliştirilirken gereksiz ayrıntı ve gösterişlerden kaçınılmalı, standartlaşmaya yönelmelidir.
·         Mobilyaların kalitesini artıracak olan temel girdi standartlarının tespiti çalışmaları hızlandırılmalı, bu malzemelerin dünya standartlarına uygun üretilmesi için yasal düzenlemeler getirilmeli ve üretim aşamasına ciddiyetle uygulanmalıdır.
·         Piyasada gelişen teknolojiden habersiz ve sınırlı şartlar içerisinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan küçük ölçekli işletmeler kendi aralarında birleşerek seri üretime geçmeli, böylece devletin bu tür şirketlere verdiği teşviklerden faydalanmalıdırlar.
·         Tek ürün çıkaran çok sayıda üretici firmanın büyük üreticilerle tanışması sağlanarak ana sanayi-yan sanayi organizasyonu yapılmalı, büyük üreticiler veya büyük pazarlama şirketleri ile işbirliğine gidilmelidir. Söz konusu pazarlama şirketleri, üretilecek ürün için gerekli pazar araştırmasını gerçekleştirmeli, üretim planlamasına yön vererek doğru ürünün, doğru kitleye zamanında ulaşmasını sağlamalıdır. Küçük ölçekli üretici firmaların bu pazarlama şirketlerine ortak olması, sistemin işlemesini kolaylaştıracak, sektörünün yapısı gereği kendi başına hareket edemeyen küçük işletmeler yurt dışına daha etkili bir biçimde çıkacaktır.
·         DTM, İGEME gibi uzman kamu kuruluşları dış satımlarda tavsiyelerde bulunmalı, ihraç edilebilecek ürünlerin ham madde temininde ve fiyatlandırılmasında sanayicilerimize yol göstermeli, yerli ürün ve hammaddeleri tanıtarak gereksiz ithalatın önüne geçmelidir.
·         Mobilya sanayinin hammaddesi olan ağaç cinslerini geliştirmek, yetiştirmek ve uygun fiyatla sanayiye aktarabilmek için çalışmalar yapmak devletin önemli görevlerindendir. Orman Genel Müdürlüğü, bunun gibi konularda yapacağı çalışmaları özel sektörün katılımıyla genişletmeli, çeşitlendirmelidir.
·         Özel sektöre tahsis edilecek veya gençleştirilecek orman sahaların belirlenmesi, ormanların ıslahı ve ormancılık teknolojisi hakkında dış kaynaklardan bilgi sağlanması için Orman Genel Müdürlüğü ile sektör temsilcisi örgütler işbirliği yapmalıdır.
·         Orman işletmelerinin açtığı ihalelerde KOBİ'lerin haksızlığa uğramaları engellenmeli, bunun için ihaleler kademeli yapılmalı, ekonomik yapısı güçlü işletmeler ile küçük işletmelerin aynı ihaleye girmeleri önlenmelidir.
·         Ormanlarımızdan sanayi hammaddesi teminindeki bürokrasi azaltılmalıdır.
·         Mobilya için özel tüketici kredisi uygulayarak, hem kayıt dışı ticaretin kontrolu, hem de uygun şartlardaki kredilerle tüketicinin desteklenmesi yoluyla sektörün gelişmesi sağlanabilir.
·         Üniversite-endüstri işbirliği çerçevesinde öğretim kurumlarının endüstriye yönelik çalışmalar yapmaları, mobilya işletmelerinin de kapılarını öğretim üyelerine açarak üniversitelerdeki bilgi birikiminin endüstriye aktarılmasını sağlamaları, gelişme hızımıza büyük katkılar sağlayacaktır.
·         Sektörün eğitilmiş iş gücü gereksinimi yeni okullar açılarak giderilmeli, yeni teknolojik makinelerin kullanımı meslek liseleri ve çıraklık okullarında öğretilmeli, yüksek okul ve fakülte mezunlarının sektöre girmeleri özendirilmeli, büyük ölçekli işletmeler kendi yan sanayicilerini eğitmelidir.
·         Gelişen teknolojiyi takipte güçlük çeken işletmelerin çalışanları, mesleki eğitim kurslarından geçirilerek bilgi ve becerileri arttırılmalıdır. Sektör çalışanlarına, kurslar, seminerler vb. metotlarla eğitim desteği sağlanmalı, çıraklık eğitimi yaygınlaştırılmalı, işverenlerin bu konulara daha duyarlı bakmaları temin edilmelidir.
·         İşletmecilik alanında gerekli bilgiler sanayicilere ulaştırılarak küçük işletmelerimizin sağlıklı ve uzun ömürlü olmaları sağlanmalı, sektör örgütlerinde gerekli danışmanlık hizmetlerinin alınabileceği birimler kurulmalıdır.
·         Teknolojik olarak istenilen düzeyde bulunmayan KOBİ'lerin yeni teknolojiye geçişte tedirgin davranmamaları için ekonomik olarak güçlendirilmeleri ve teknolojik gelişimlerden haberdar edilmelidirler. Bu nedenle teknoloji yenilemede destek sağlanmalı ve gerek üniversite ve gerekse diğer araştırma kurumlarında yapılan çalışma ve oluşturulan yeniliklerin KOBİ'lere düzenli olarak ulaştırılmalıdır.
·         Mobilya araştırma enstitüsü, mobilya ihtisas gümrükleri kurulması gibi yeni fikirler tartışılarak sektöre yeni sinerjiler kazandırılmalıdır.
·         Mobilya üreticileri, ağaç işleme makineleri ve takım imalatçıları ile işbirliği yaparak sürekli bilgi alış verişinde bulunmalıdırlar.
·         İhracatımızın arttırılması için işletmelerimizin bir araya gelerek yurt dışında açılan büyük show-room’larda ürünlerini teşhir etmelerinin ve uluslararası fuarlara katılmalarının önemi büyüktür.
·         Patent kanununa muhalefet edenlere etkili cezalar verilmelidir.